İnsanoğlunun 200,000 yıllık yaşam süresince bu soruyu sormaya başlaması, ancak 20. yüzyılın ortalarında yaşam süresinin uzaması ve koşulların kolaylaşmasıyla mümkün olmuştur. Öncesinde savaşlar, enfeksiyonlar ve beslenme yetersizliği nedeniyle yaşam süresinin kısalığı, insanların kronik kalp hastalıklarını dert edinecek yaşlara ulaşmasını engelliyordu. Bu nedenle elimizdeki verilerin büyük çoğunluğu 1950 sonrası yapılan çalışmalara dayanmaktadır. Yaşam biçimi ile beslenme arasındaki ilişkiyi standardize etmek ciddi zorluklar içerse de modern tıp bu konuda önemli mesafeler kat etmiştir.
Doğru Beslenme Kişiye Özeldir
İnternet ve medyada birbiriyle alakasız, bazen uç noktalarda beslenme önerileriyle karşılaşıyoruz. Oysa doğru beslenmenin tek bir cevabı yoktur. İnsanların genetik yapıları, risk faktörleri, mevcut hastalıkları, yaşları ve günlük aktiviteleri aynı olmadığı için birisi için doğru olan şekil diğeri için yanlış olabilir. Araştırmalardaki tutarsızlıkların üzerine popülist olma çabalarıyla eklenen bilgi kirliliği, kafa karışıklığını artırmaktadır. Eğer birisi size işlenmiş bir ürünü, ne kadar süslü bilgilerle olursa olsun pazarlamaya çalışıyorsa, oradan uzaklaşmanızı tavsiye ederim.
Bugüne kadarki çalışma verilerini göz önünde bulundurduğumuzda, Akdeniz tipi beslenmenin diğer yöntemlerden daha koruyucu olduğunu söyleyebiliriz. Kalp sağlığı açısından öncelikle işlenmiş gıdalar, kızartmalar, kremalı yiyecekler ve sakatat türevlerinin tüketimi sınırlandırılmalıdır. Beslenmede tek bir gıdaya odaklanmak yerine et, sebze, meyve, tahıl ve süt ürünleri arasında dengeli bir karbonhidrat dağılımı sağlanmalıdır.
Özellikle yeşil yapraklı ve lifli sebze tüketimi oldukça faydalıdır. Meyve tüketimi iyi olsa da içerdiği yüksek karbonhidrat nedeniyle aşırıya kaçılmamalıdır. Haftada 2-3 gün, kızartma olmayacak şekilde balık tüketmek ve zeytinyağı ile fındık yağını tercih etmek kalp sağlığını destekler. Beyaz ekmek yerine tam tahıl ürünlerini tercih etmekle birlikte, genel karbonhidrat ve nişasta tüketimini kısıtlamak daha sağlıklı bir yaklaşımdır. Ayrıca günde bir avucu geçmeyecek şekilde tuzsuz ve işlenmemiş kuruyemişler de beslenme düzenine dahil edilebilir.